‘roman’ olarak etiketlenmiş yazılar

Heidegger’in Gölgesi

Çarşamba, 30 Aralık 2009

Heidegger’in Gölgesi – Jose Pablo Feinmann

20 yy. felsefesinin en önemli isimlerinden olan ve Nazizm’e destek verdiği için suçlanan Martin Heidegger’i odağına alan felsefi bir roman. Bir solukta okudum.
Bakalım birgün Varlık ve Zaman‘ı okumayı başarabilecek miyim.

Eşeğin Gölgesi Davası

Cumartesi, 11 Ekim 2008

Eşim okuduğu kitapları yıla göre biryerlere not eder, O’nun  çok beğendiğim bu alışkanlığını ben de kendim için buraya taşımak istiyorum. Ne kadar sık yazabilirim bu başlık altında bilemiyorum; çünkü bu aralar çok kitap okuyamadığımın farkındayım. Yine de bir ucundan başlayayım. İşte ilk kitap:

Eşeğin Gölgesi Davası (Abderalılar – Dahi ile Dar Kafalılar Üzerine Bir Felsefe Romanı) – Cristoph Martin Wieland

M.Ö. 6. yy’da Batı Anadolu’dan gelenlerin Batı Takya’da kurdukları bir şehir devleti Abdera. Biraz dar kafalı ve bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan halkı arasında tek aklı başında insan ise filozof Demokritos. Kitabın ilk kısmında yıllarca başka ülkelerde gezen ve bilgisini, görgüsünü artıran Demokritos’un, kendi halkının arasına döndüğünde yaşadıkları anlatılıyor. İkinci kısımda ise kitaba ismini veren “Eşeğin Gölgesi Davası” ve sonrasında yaşananlar ve Abdera‘nın yok oluşu anlatılıyor.

“Eşeğin Gölgesi Davası” trajikomik bir dava: Abdera‘da bir dişçi kiraladığı eşeğin sahibiyle birlikte yola çıkar. Issız bir yolda güneşten bunalan dişçi dinlenmek için eşeğin gölgesine oturur. İşte ne olduysa o zaman olur ve eşeğin sahibi dişçiden “eşeğin gölgesinin” parasını da talep eder. Dişçi eşeği kiraladığını, gölgesinden faydalanmasının da doğal hakkı olduğunu söyler, ancak eşeğin sahibi, eşeğin kendisinin ve gölgesinin ayrı varlıklar olduğunu, kiralar iken gölgeden bahsedilmediğini söyler. Mahkemeye giden anlaşmazlık çözülemez ve işin içine hırslı dava vekilleri ve politik güçler de girince yıllarca süren dava Abdera‘yı neredeyse ikiye böler..

Wieland‘ ın 18. yy’da Alman toplumunu eleştirmek için yazdığı, Prof. Dr. Vural Ülkü’nün Türkçe’ye çevirdiği kitap, Abdera ruhunun hiç kaybolmadığını, yüzyıllar sonra bile (ne yazık ki bizim toplumumuzda da) varlığını sürdürdüğünü gösteriyor.